Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Gazeteciliğe başladık

    BRUNSWICK Street üzerinde bir gazeteci dükkanı vardı. Johnstone Street’i geçince sol tarafta, tavanı yüksek, içi loş olan bir bina idi. O binada gazeteler satılıyordu. Tavanından yere kadar uzanmış kocaman bir "The Sun" panosu asılıydı. Panoda, arka planda yeni doğan güneşin önünde öten bir horoz resmi vardı.

    İbrahim’in abisi Mehmet oradan iş almış. Okuldan sonra gidip gazete satıyormuş. Daha sonra Yılmaz da satmaya başladı. Ben de çok merak ettim. Birkaç gün satışta Yılmaz’a yardım ettim. Sattığımız gazetenin adı "The Herald" idi. Öğleden sonra çıkıyordu. Tanesi beş sentti. Sokak sokak dolaşarak isteyene gazeteden veriyorduk.

    "The Herald" Gazetesi'nin günde iki nüshasını satıyorduk. "Late Extra"yı saat dörtte, "Final" nüshasını da saat beşte satmaya başlıyorduk. Herald Gazetesi siyah-beyaz idi. Hiçbir yeri renkli değildi. Halbuki Türkiye’deki gazetelerin hepsi renkli idi.

    Fitzroy’un Brunswick Street’i üzerinde ve başka sokaklarında çok sayıda pub vardı. Publarda bira içiliyordu. İçlerine girip oradakilere gazete satıyorduk.

    Pubın içine ilk defa girmiştim. İçi çok gürültülüydü. Bazı yerleri çok kötü kokuyordu. Bazı adamların yüzleri ve burunları kırmızı idi. Büyük büyük bardaklarla bira içiyorlardı.

    Dışarıda gazete alanlar gazete başına beş sent ödüyordu. Ama pubdakilerin çoğu daha fazla veriyordu. Beş sentin üzerindeki para satana kalıyordu. Fazla olarak verilen paraya "tip" deniliyordu.

    Yılmaz "tip"in Türkçe karşılığının "bahşiş" olduğunu söyledi. “Bir insan ne kadar sarhoşsa o kadar tip veriyor” dedi.

    Birkaç hafta sonra Yılmaz Brunswick Street’teki gazetecideki işini bıraktı. Ardından Smith Street’te postanenin karşısında bulunan bir gazeteciye başladı. Bu dükkan daha iyiydi. Ön camı büyük olduğu için içi çok aydınlıktı. Burada gazete dışında kitap, mecmua, kalem ve defter gibi şeyler de satılıyordu. Dükkan sahibinin adı John’du. John hem uzun boylu, hem de uzun burunlu biriydi. Fakat çok güleryüzlü bir adamdı.

    John gazeteci çocuklara kırmızı renkli bir para çantası veriyordu. Çanta kumaştan yapılmış ve üzerinde "Best Bets" yazıyordu. John’nun dükkanında aynı ismi taşıyan bir mecmua vardı. Yazının şekli de aynıydı. Bu mecmuada haber yoktu. O sadece at yarışlarıyla alakalı idi. Bu mecmuayı pubdakilerin elinde görmüştüm. Demek ki onu en çok pubdakiler okuyordu.

    Brunswick Street’te olduğu gibi Yılmaz’a Smith Street’te de yardım ettim. Ama oradayken bu kez daha çok Collingwood’daki pubları gezdik. Publardan biri ilkokulumuza çok yakındı. Orada çok sayıda gazete sattık. Çok miktarda da bahşiş aldık.

    Pubdakiler at yarışlarına para yatırıyorlarmış. Yılmaz “Bunlar kumar oynuyorlar. Para kazandıklarında iyi bahşiş veriyorlar” dedi. Demek ki bahşiş verenler ya bira içiyordu ya da kumarda para kazanıyordu. Bira içmeyen, kumar oynamayan pek bahşiş verimyordu.

    Ama ben kumarın kahvede oynandığını biliyordum. Ama atla nasıl kumar oynanıyordu, bunu anlamıyordum.

    Çalışmak ve para kazanmak hoşuma giden birşeydi. Ben de Yılmaz gibi çalışmak istiyordum. Zaten Ankara’da babamla çok çalışmıştım. Salatalık, karpuz, çetene ve en son olarak da su satmıştım.

    Yılmaz’a söyledim o da John’a söyledi. John kabul etti ve bana da bir "Best Bets" çantası verdi. Çanta hem yepyeni hem de kıpkırmızı idi. Kendi çantamın olması hoşuma gitmişti.

    En çok gazete cuma günleri satılıyordu. En çok bahşiş de cuma günleri veriliyordu. Zira publar cuma günlerinde en kalabalık oluyordu. Dolayisiyle en çok bira da cuma günleri içiliyordu.

    İşe kendi hesabıma başlayacağım gün gazeteciye gittim. John "Late Extra" nüshasından yirmibeş adet gazete verdi. “Git, bunları Smith Street ve Victoria Parade köşesinde sat” dedi. Gazeteleri kucakladım ve doğru Victoria Parade’a gittim. Victoria Parade çok geniş bir cadde idi. Trafiği çok yoğundu. Bu kadar trafik acaba nereden geliyordu?

    Gazeteyi kavşakta kırmızı lambaya takılan arabadakilere satıyordum. Kornaya basan arabaya koşuyor gazetesini verip ücretini alıyordum.

    Elimdeki gazeteler bitince tekrar John’un dükkanına döndüm. Bana bu kez bir miktar "Final" nüshasından verdi. “Bunları da git publarda sat” dedi.

    İlk defa tek başıma bir puba girecektim. Önce çok heyecanlandım. “Acaba kimse benden gazete alacak mı?” diye düşünüdüm. Ama çok da zor olmadı. Zira pubdakiler gazetecilere daima iyi davranıyorlardı. Bazen, hele havalar sıcaksa, kola ısmarladıkları bile oluyordu.

    Akşam olunca tekrar dükkana döndüm. Orada gazeteciler için ayrılan bölümde paramı saydım. Sonra John geldi hesabı aldı. Parayı bir de o saydı. Sonra hesabı bir kağıda yazdı. Ardından gülümseyerek “Bugün 35 sent kazandın” dedi. Sonra Yılmaz’a geçti. Onun da kazancını hesap etti. Yılmaz daha fazla sattığı için 48 sent kazanmıştı.

    O yıl böyle devam etti. İbrahim, Selim, Davut ve başkaları da gazetecilik yaptı.

    O yılın Aralık ayında okulların bitmesine az kalmıştı. Bir cuma günü hava 45 derece oldu. O gün hayatımın belki de en sıcak günüydü. O gün çok çalıştım çok da gazete sattım. Aldığım bütün gazeteleri bitirdim. Dükkana doğru yol aldığımda güneş hâlâ tepede idi.

    Dükkana vardığımda içeride müşteriler vardı. Bize ayrılan bölümde paramı saymaya başladım. Bir ara John’a birşey söyleyecektim. John’a doğru bir adım attım ve orada birden yere yıkıldım. Ondan sonrasını hatırlayamadım...

    Tekrar kendime geldiğimde başımda John ve Yılmaz vardı. Bana birşeyler söylüyorlardı. O anda sebebini anlayamadım ama John’la Yılmaz çığlık atıyordu.

    John’un eşi Mary bana bir bardak su getirdi. Sonra aldı ben kapı aralığındaki basamağa oturttu. Bana uzatarak “Burada dinlen ve şu suyu iç” dedi. Mary benim başımda bekledi. Ben önce ne olduğunu anlayamadım. Ondan sonra iyice bir terledim. Sonra herşeyi hatırlamaya başladım. Bayıldığım sırada öncesindeki olan şeyleri de hatırladım.

    Orada bir süre dinledikten sonra Mary “İyi misin?” dedi. Ben de “İyiyim” dedim. Sonra Yılmaz’ı tembih etti. “Eve varıncaya kadar gözünü bundan ayırma” dedi.

    Sonradan öğrendim ki beni güneş çarpmıştı. Zira sonraki yıllarda aynı şeyi birkaç kez daha yaşayacaktım.

    SÜRECEK

    Gazete satan bir çocuk, sekiz yaşındaki Kazım Ateş, Best Bets Dergisi'nin başlığı, eski bir Herald Gazetesi'nin birinci sayfası.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS