Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Yumurtayı doğru kaynatmak

    YIL içerisinde her üç ayda bir iki hafta süren okul tatilleri oluyordu. Tatillerdeki günlerimiz çoğu zaman evin içinde geçiyordu. Fakat havaların iyi olduğu zamanlarda ise Yılmaz’la buluşup mahallede oynuyorduk. Ama havalar soğuk ya da yağmurlu ise evde kalıyorduk.

    Annem işe gitmeden önce yemek için bize birşeyler hazırlayıp bırakıyordu. Ama bazen yemek bitmiş oluyordu. O zaman başımızın çaresine bakıyorduk. Ben ve Cemile reçelli ekmeği tercih ederken, İsmail ise tere yağlı ekmeği çok seviyordu.

    Fakat bazen de canımız başka başka şeyler istiyordu. Bazen annem işten geç döndüğünde ya da çok acıktığımızda ben birşeyler pişiriyordum. Yapılması en kolay yemeklerin başında yumurta geliyordu.

    Tavada tere yağlı yumurta yapmak kolaydı. En çok da bunu yapıyordum. Fakat bir gün canımız kaynatılmış yumurta yemek istedi. Bunun üzerine dolaptan büyük bir tencere çıkardım. Ağzına kadar su ile doldurdum. Ocağın altını yaktıktan sonra suyun kaynamasını bekledim. Su nihayet fokur fokur kaynamaya başladı. İçine üç kişi olduğumuz için üç tane yumurta koydum. Fakat az sonra yumurtalar çatlamaya, çatladıktan sonra da dağılmaya başladı.

    Suyu boşaltıp tekrar yeni başta başladım. Fakat yine aynı şey oldu. Yumurtalar suyun içinde çatlayıp patlayıp dağılıyorlardı. Yumartanın beyazı dışına taşıyordu.

    O gün bütün bir karton dolusu yumurtayı denedik fakat bir türlü annemin yaptığı kaynatılmış yumurtadan yapamadık.

    O gün yine reçelli ve tereyağlı ekmekle idare ettik. Annem gelince yumurtaları gördü ve bana kaynatılmış yumurtanın nasıl yapıldığını gösterdi. Meğer yumurtalar soğukken suya konuluyormuş. Yumurta kaynar suya konulduğunda çatlarmış.

    Bir sonraki tatillerde ise bu kez makarna yapmak istedim. Dolaptan tekrar bir tencere çıkardım. İçini su ile doldurdum. Sonra da bir paket makarna ekledim. Ardından suyun altını yaktım. Su yavaş yavaş ısınmaya başladı. Ancak su ısındıkça makarna dağılmaya başladı. Su kaynayıncaya kadar makarna tamamen eriyip dağıldı.

    Makarnanın neden dağıldığını çözemedim. Belki tuz ilave edilirse sertleşir diye düşündüm. Makarnayı önce süzgeçle suyundan ayırdım. Ardından da bir miktar tuz ekledim. Ama ne tadı vardı ne de tuzu. Sonra tere yağ eritip ekledim yine de annemin yaptığına benzetemedim. Bu işe çok üzüldüm. Zira İsmail ve Cemile yapamadığımı anlayacaklar, belki de yemeyeceklerdi.

    Fakat buna rağmen oturduk masayı kurduk. Herkesin önüne bir tabak makarna koydum. Marketten vaktiyle bal bardağı olarak aldığımız su bardaklarını çıkardım. İçine önce bir miktar ‘cordial’ sonra da su kattım. O makarnayı yemeye başladık. Fakat hiç de iyi değildi. Tadı yoktu. Bu duruma çok öfkelendim. Neden annemin yaptığı güzel oluyordu da benimkisi hiç olmuyordu! Benimkisi neden pelte gibi birşey oluyordu!

    O sırada Mehmet amcam geldi. Bir tabak da o aldı. Amcama “İyi yapamadım” dedim. Amcam “Yok, güzel olmuş” dedi ve yemeye devam etti. Her kaşık aldığında bir miktar tuz ekledi. Tabağın tamamını bitirdi. Buna biraz sevindim ama biliyordum ki makarna hiç de makarna gibi olmamıştı. Hele hele anneminkine hiç mi hiç benzemiyordu.

    Annem gelmeden tencere ve tabakları yıkamaya çalıştım. Buna da çok sinirlendim çünkü ne tencereyi ne de tabak ve bardakları annemin yıkadığı gibi yıkayabiliyordum. Ne kadar ilaç sürsem kirini çıkaramıyordum.

    Annem eve gelince makarnayı gördü. Makarna, makarnadan başka herşeye benziyordu. Annem bu kez yine anlattı. Makarna, yumurtanın tersine, suya kaynadığında eklenirmiş. Yani yumurta soğuk suya, makarna ise kaynar suya eklenirmiş.

    O sene yumurta ve makarna yapmada ustalaştım. Artık ne zaman aç kalsak iyi bir makarna pişirebiliyordum. Hatta salçalısını ve sarmısaklı yoğurtlu olanını bile öğrenmiştim.

    Yarışa katıldım

    İkinci sınıfta iken öğrenciler avlunun kumsal olan bölümünde misket oynamaya başladı. Herkes evinden misket getiriyor ve birbirleri ile yarışıyordu. Miskette ütenler daha fazla misket sahibi oluyorlardı.

    Bizim Abbottsford’daki evden kalma bir miktar misketimiz vardı. Ben de onları getirdim. Ben de misket oyunlarına katıldım. Misketimden önce bir miktar kaybettim. Fakat daha sonra yavaş yavaş ben de ütmeye başladım.

    O yıl bir torba dolusu misket sahibi oldum. Onları eve getiriyor İsmail ile salondaki halı üzerinde oyunlar oynuyorduk. Halının üzerine sabunla kare ve dairler çiziyorduk. İçine atabilen misketleri kazanıyordu. Ama misketlerin bazıları koltuğun altına kaçıyordu. Gücümüz yetmediği için koltuğun altından ancak annem çıkarabiliyordu.

    O yıl Miss Preston bize sınıfta bir kitap okumaya başladı. Kitabın adı ‘The Wizard of Oz’ idi. Kitap kalın ve çok uzundu. Ve resimleri azdı. Kitabın okunması aylarca sürdü. Kitapta çok sayıda insan ve hayvanlar vardı. Ama Miss Preston herbiri için ayrı ayrı ses yapıyordu.

    O kitap hiç bitmeyecek sanıyordum. Dororthy ve Toto evlerine bir daha varamayacaklar diye düşünüyordum. Ama kitap bitti ve Dorothy nihayet evine ve ailesine binbir çileden sonra tekrar kavuştu.

    O yıl havalar tekrar ısındığında okulda bir yarış düzenlendi. Bir gün öncesinde bize “Şortlarınızı giyinerek okula gelceksiniz” denildi.

    O gün çok heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa bir yarışa katılacaktım. O gün okulda hiç ders yapmadık. Bütün bir gün boyunca dışarıda kaldık, yarışmalara katıldık.

    Avlunun bir başından diğer başına kadar çizgiler yapılmıştı. Çocuklar bu çizgilerin arasında bir uçtan diğer uca kadar koşuyorlardı. Sınıflardaki bütün çocuklar değişik mesafeli koşu yarışmalarına katıldı.

    Yarışmayı kazanan öğrencilere kağıttan yapılmış çicekli kurdelaler veriliyordu. Öğretmenler kurdelaları iğneyle öğrencilerin göğüslerine takıyordu. Birinci gelene mavi, ikinci gelene kırmızı ve üçüncü gelene de yeşil renkli kurdelalar takılıyordu.

    İşte ben de o kurdelalarden kazanmak istiyordum. Ben de göğüsüme ondan takacaktım.

    Nihayet yarışlarda bana da sıra geldi. Bana “Elli metrede koşacaksın” denildi. Sekiz çocuk sıraya geçtik. Yarışı yöneten öğretmen “On your mark! Get set! Go!” diyerek yarışı başlattı. Ben biraz geç başladım ama alabildiğince koştum. Ama ne birinci ne ikinci ne de üçüncü gelebildim. Diğer çocuklar benden hızlı koştu. Ben dereceye giremedim. Buna çok üzüldüm. Orada diğer yarışları seyretemeye devam ettim. Yarışı kazananlar seviniyor, birer renkli kurdela alıyorlardı. Bazı çocukların bir, iki hatta üç kurdelası olmuştu.

    Öğretmenlerden biri tekrar geldi ve bize “Bir daha koşacaksınız” dedi. Yine elli metre koşusu yapılacaktı ama bu kez farklı olacaktı. Koşunun yarısında yerde bir çember vardı. Öğretmen “O çembere ulaşınca alıp üzerinizden geçireceksiniz, sonra yarışa devam edeceksiniz” dedi.

    Bu kez ben bütün dikkatimi yapacaklarıma verdim. Önce başlama yerine geçtim. Çemberin durduğu yeri iyice inceledim. Oraya kaç adımda varabileceğimi hesaplamaya çalıştım. Hatta çemberi nasıl ve hangi elime alacağımı, üzerimden nasıl geçireceğimi düşündüm.

    Öğretmen “On your marks! Get set! Go!” diye bağırdı. Yerimden fırladım ve herkesten önce çembere varan ben oldum. Daha önceden planladığım gibi çemberi bir hamlede aldım üzerimden güzelce geçirip yere bıraktım. Koşuya tekrar başladığımda ben en öndeydim. Ve yarışta birinci geldim.

    Yarışı kazanınca çok sevindim. Ama buna inanamıyordum. Zira yarışı kazanabileceğimi bilmiyordum.

    Görevli öğretmen yaklaştı ve bana bir kağıt verdi. Onunla gittim başka bir öğretmen göğüsüme mavi renkli bir kurdela taktı.

    O kurdela o gün üzerimde kaldı. Üzerimdeyken eve kadar gittim. İsmail görünce o da çok sevindi. Bir müddet için o da yakasına takmak istedi. Eve varınca Cemile’ye olanı anlattım. “Yarışı kazanana mavi kurdela veriyorlar” dedim. Cemile “Ben de okula başlayınca ben de yarış yapacağım” dedi.

    O gece kurdelayı odamda tuttum. Yatağımın başucuna koydum.

    SÜRECEK

    South Brunswick Primary School’da yarışların yapıldığı avlunun şimdilerdeki görünümü, birinci gelene verilen kağıttan el yapım mavi kurdela ve bir türlü yapmasını beceremediğim yumurta yemeği.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS