Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Üç tekerlekli bisiklet

    BİR gün okul dönüşünde evde bir bisiklet bulduk. Üç tekerlekli idi. Arkasında da tek kişilik oturma yeri vardı. Bisikleti görünce dünyalar bizim oldu. Babam almış, işe giderken eve bırakmış. İsmail’le hemen sırayla binmeye başladık. Cemile de “Burası benim yerim” diyerek oturağa oturdu.

    O bisikletle hergün oynamaya başladık. Evin önünde, Scotchmer Street üzerinde, bir aşağa bir yukarı gittik. Yılmaz’ların evine kadar gittiğimiz oldu. Yılmaz ve küçük kardeşi Hacer de bindi. Bazen, çok yaramaz da olsa, İtalyan komşumuzun oğlu Angie bile sürdü.

    Fakat bu bisiklet benim ilk bisikletim değildi. Ankara’da iken de babam bir tane almıştı. O günü unutmak mümkün değildi.

    Akdere’de yine bir gün mahallenin çocukları ile oynuyorduk. Bakkal Haydar’ın dükkanının önündeydik. İsmail de oradaydı. Birisi birden bana işaret etti. Öteden bize doğru gelen babamı gösterdi. Babamın bir elinde çanta diğerinde de havada tek eliyle taşıdığı birşey vardı. Yaklaşınca onun bir bisiklet olduğunu anladım.

    Babam bisikleti bana uzattı ve “Oğlum, bu senin” dedi. Ben büyük bir şaşkınlık içerisindeydim. Ne gözlerime ne de kulaklarıma inanabiliyordum. Hayatımda ilk defa bir bisikletim olmuştu. Mahallede bisikleti olan başka kimse yoktu.

    Bisiklet yepyeniydi ve üç tekerlekliydi. Kırmızı ve mavi renkliydi. Ona hemen bindim. İlk defa bir bisiklete binmiştim. Bir süre bindikten sonra arkadaşlarımı da bindirdim. Akşama kadar o gün mahallenin bütün çocukları bindi. Binen çok mutlu oluyordu. Bir binen bir daha binmek istiyordu.

    Fakat, birkaç gün sonra bisikletin tekerlekleri önce eğilmeye sonra da bükülmeye başladı. Eğildikçe ve büküldükçe de zor dönüyordu. Buna rağmen binmeye devam ettik. Ta ki bisiklet bir gün tamamen binilemez hale gelene kadar.

    İşte babamın aldığı bu bisiklet de ona benziyordu. Ama bu çok daha yeni görünüyordu. Üstelik arkasında bir kişilik de oturağı vardı.

    Imps ayakkabı fabrikası

    Annem maaşını perşembe günlerinde alıyordu. Maaşa ‘pay’ diyorlardı. ‘Pay’ı bir zarfla veriyorlardı.

    İlk zamanlarda okuyamıyordum ama annemin çalıştığı fabrikasının duvarında ‘Imps’ yazıyordu. Imps’in ne manaya geldiğini bilmiyordum. Ama orasının bir ayakkabı fabrikası olduğunu biliyordum.

    Fabrikada annem ve diğer kadınlar ayakkabı derisi örüyorlardı. Deri ipliklerini bir tığ ile deliklerden geçiriyorlardı. Bu örülü deriler daha sonra ayakkabının yüzü için kullanılıyordu.

    Annem çok zaman işyerinden eve iş getiriyordu. Eve iş getirmeye ‘mesai’ diyorlardı. Annem iş saatleri dışında evde de ayakkabı yüzü örüyordu. Örme işinde biz de yardımcı oluyorduk. Akşamları ve hafta sonlarında hepimiz oturup ayakkabı yüzü örüyorduk.

    Örme işini İsmail ve babam da yapıyordu. Ama en çok annem örüyordu. Annemden sonra ise ben örüyordum.

    Cemile pek öremiyordu. Zira gücü yetmiyordu. O sadece bize akıl veriyor, çokça da laf yetiştiriyordu. Biz çalışırken o emzikleriyle oynuyordu. Onları önce sıraya koyuyor, sonra toplayıp bir daha sıralıyordu. Sonra da onları tek tek sırayla emiyordu.

    Ayakkabı örme işini en çok kış aylarında yapıyorduk. Zaten yağmur ve soğuktan pek dışarıya çıkamıyorduk. Bazen o kadar iş yapıyorduk ki annemin işte yaptığı kadar iş çıkarıyorduk. Arada deri ve iplerin bazıları sert çıkıyordu. Bu yüzden delikten ip çekme işi çok zor oluyordu. Bazen çeke çeke ellerimiz acıyordu. Çekmekte zorlandıklarımızı anneme veriyorduk. O, zor olanları rahatça çekiyordu.

    Ayakkabı örme işini çok seviyordum. İstiyordum ki annem çok iş yapsın, çok paralar kazansın. O nedenle bazen cumartesi günleri erkenden kalkıp tek başıma örmeye başlıyordum. Annem başlayıncaya kadar bir miktar önceden yapmış oluyordum.

    Annemi markette bekledim

    Bir perşembe günü market arabamızı bisikletin arkasına bağladım. İsmail ve Cemile’yi evde bırakarak arabayı markete çektim. İşten çıkınca marketten ihtiyaçlarımızı almada anneme yardımcı olmak istedim.

    Imps ayakkabı fabrikası Piedimonte’s süpermarketinin karşısında idi. Eve gidebilmesi için annemin karşı tarafa geçip marketin önünden geçmesi gerekiyordu. Ben de onu marketin önünde bekledim.

    Annem orada kendisini beklediğimi görünce çok sevindi. Sonra markete girdik lazım olan ihtiyaçlarımızı aldık. Yediklerimizin birçoğunu annem kendisi yaptığı için marketten sadece yapamadıklarından aldık. En çok tereyağ, sıvı yağ, pirinç, un, şeker ve bisküvi gibi şeyler aldık. Kasaya varınca annem oradan bir de Cadbury’s Dairy Milk çikolatası aldı ve bana uzatarak “Bu senin” dedi.

    Kasadan geçenleri annem market arabasına yerleştirdi. Aldıklarımız arabayı tamamen doldurdu. Ücret olarak 7 dolar 80 sent ödedik. Bu miktarın çok para olduğunu biliyordum. Çünkü annem haftada yirmi iki dolar kazanıyordu.

    O günden sonra markete her hafta gitmeye başladım. Annem de bundan memnun kalıyordu. Bazı haftalarda aldıklarımız 8 doları aşıyordu. O zaman çok para harcandı diye içimden üzülüyordum. Zira annem kazandığı paranın neredeyse yarısını ödemiş oluyordu. Fakat sekiz dolarlık alışveriş yaptığımızda aldıklarımız arabamıza sığmıyordu. O durumda artanları bisikletimin oturağına koyarak taşıyorduk.

    Eve giderken annem arabayı çekiyor ben de bisikletle onu takip ediyordum. Bunu her hafta yapıyorduk. Her hafta eve varıncaya kadar bir çikolata yiyordum.

    SÜRECEK

    Şimdilerde kapalı olan İmps ayakkabı fabrikası, North Fitzroy’daki tarihi Pidemonte’s Marketi, üç tekerlikli bisiklet ve eskiden çokça kullanılan bir market arabası.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS