Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Yerdeki ekmek

    OKULUN avlusunda hergün yerde ekmek parçaları oluyordu. Bu nedenle yerde gördüğümüz ekmekleri hep topluyorduk. Önce öpüp, alnımıza götürüyor, sonra da bir kenara koyuyorduk. İsmail de öyle yapıyordu. Bütün Türk çocukları da... Ta uzakta gördüğümüz ekmeklerin bile peşine düşüyorduk.

    Ekmeği yerden toplama işini önce kimse görmeden yapıyorduk. Çünkü Türk olmayan çocuklar bu işe bir anlam veremiyordu. Ekmeğin üzerine basmanın çok büyük bir günah olduğunu bilmiyorlardı. Halbuki avluda görevli öğretmenler oluyordu. Ama yerde ekmek gördüklerinde aldıkları hiç olmuyordu.

    Akdere'deyken yerde bir ekmek parçası görsek hemen toplardık. Önce öper sonra bir kenara koyardık. Ama orada yerde pek fazla ekmek olmuyordu. Üstelik yere düşen ekmeği bir kenara koyma işini herkes yapıyordu.

    Annem, “Yere ekmek atarsan Allah çarpar” derdi. Bu nedenle yanlışlıkla ekmeğe basacağız diye korkardık. Fakat Avustralya'da ise çocuklar çiğneyerek üzerinden koşuyorlardı. Hiç ama hiç umursamıyorlardı. Bu duruma çok üzülüyorduk.

    Bir zaman sonra diğer çocukların önünde ekmek toplamaya alıştık. Ama bazı ekmeklerin arasında domuz eti oluyordu. İşte onu toplamak sıkıntılı oluyordu.

    Bazı çocuklar çok fena idi. Ekmeği yarıya kadar yedikten sonra topa vurur gibi tepiyorlardı. En uzağa kim tepiyorsa oyunu o kazanıyordu. Ekmek parçaları bir tarafa, domuz eti de diğer bir tarafa uçuyordu. Domuza bulaşmış ekmeği de topluyorduk ama onu öpüp alnımıza koymuyorduk.

    Evde din dersi

    Babam sadece pazar günleri evde oluyordu. Zira o cumartesi günleri de çalışıyordu. Bu nedenle haftada bir tek pazar günleri ailece birlikte oluyorduk. Babam, en ufağımız olduğu için en fazla Cemile ile ilgileniyordu. Onun konuşmasına çok gülüyordu. Cemile ne derse babam hemen “Evet kızım, evet” diyordu.

    Cemile babamı tez kandırıyordu. Bir gülücük, bir konuşma ile hemen ona yeni bir emzik aldırıyordu. Emzik sayısı gittikçe kabarıyordu.

    Yağmurlu ve soğuk günlerde dışarı çıkamıyorduk. Bütün gün boyunca evde oturuyorduk. Bu gibi günlerde annem bizi dizüstü oturtup dua ve Kur’an’dan sureler ezberletiyordu. Bilmediğinde bazen babamdan yardım alıyordu.

    'Sübhaneke', 'Elham', 'Ettihatiyatü' ve “Allahümme Salli ve Barik'leri ezberlemiştik. Dua ve sure okurken televizyonu kapatıyorduk. Cemile ufak olduğu için o her zaman ezbere katılmıyordu. Bir kenarda oturup emzik ve bebekleriyle hem oynuyor hem de bize bakıyordu.

    Türkiye'den mektup geldi

    Bir gün Türkiye’den mektup geldi. O gün bütün ev neşelendi. En çok annem buna sevindi. Çünkü Türkiye’deki ailesinden haber alacaktı.

    Mektup annemin babası Rıza dedemdendi. Babam o mektubu adeta saatlerce okudu. Bir kez değil bir kaç kez tekrar tekrar okudu. Mektuptaki yazılanları neredeyse ezberledik. Ama annem her defasında ilk defa dinliyor gibi dikkat kesildi.

    Mektubun başı herkese selam etmekle başlıyordı. Sonu da yine herkese selam etmekle bitiyordu. Küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öpülüyordu. Yaşıtların ise, ya elleri sıkılıyor ya da yanakları öpülüyordu.

    Mektupta Çorum’dan ve köyümüzden haberler vardı. Evlenenler, askere gidenler ya da askerden dönenler, hasta ya da ölenler hakkında bilgiler vardı.

    Mektupta adı geçenler hakkında bir yarenlik başladı. Annem ve babam çok eski hatıralara daldı. Biz de akraba ve tanıdıklar hakkında bilgi edindik.

    Mektubu okuduktan sonra babam da bir mektup yazdı. Mektubu postaneden aldığı 'aerogram' kağıdına yazdı. 'Aerogram' mavi renkli, ince ve tek yapraklı bir kağıt idi. Zarflı mektuba göre daha ucuza gidiyordu.

    Mektup okumak ve yazmak bütün bir günümüzü aldı. O gün televizyon bile seyredemedik. Bu duruma canımız çok sıkıldı. Üstelik mektupta üzücü haberler vardı.

    Zira annemin ebesinin vefat haberi vardı. Annemin ebesi aylar önce vefat etmiş. Fakat annem bunu daha yeni öğreniyordu. Bu habere annem çok duygulandı ve ağlamaya başladı. Annemin ağlaması bizi çok üzdü.

    Bir çift turna gördüm

    Ankara’da iken babam birgün eve bir plakçalar getirdi. Bir adam onu Almanya’dan getirmiş. Babam da ondan almıştı. Plakçalar pille çalışıyordu. Bu nedenle yenileri alınıncaya kadar pili bitince plakçaları oynatamıyorduk.

    Babam zaman zaman eve plaklar getirirdi. Plaklar en çok Nuri Sesigüzel, Neşet Ertaş, Mahsuni ve Yıldıray Çınar’a aitti. Bir de Yüksel Özkasap’a ait türkler vardı. Annem en çok onun türkülerini dinliyordu. Babamın yeni aldığı plakları saatlerce dinlediğimiz oluyordu.

    İşte o plakları annem beraberimizde Avustralya’ya getirdi. Aylar olmuştu ama burada bir plakçalarımız olmadığı için dinleyememiştik. Babam Ankara’da olduğu gibi Avustralya’da da bir plakçalar satın aldı. Bu plakçalar daha iyiydi. Zira bu hem pil, hem de elektrikle çalışıyordu. Pili de bu nedenle hiç bitmiyordu.

    Cumartesi sabahları plak dinleme vakti idi. Annem ve babam yokken bile biz sevdiğimiz türküleri dinliyorduk. Bazen hangi plak önce çalınacak diye aramızda kavga çıkıyordu. Zira Cemile devamlı olarak “Aman köylü kızı” türküsünü dinlemek istiyordu. Bu türkünün kendisi için söylendiğine inanıyordu.

    Babama, “Baba bu türkü benim için yazıldı değil mi?” diyordu. Babam da “Tabi, kızım, tabi” diye cevap veriyordu. Sonra da bize dönüp “Bak, dedim ya” diyordu. İsmail de bu durumda sinir oluyordu.

    İsmail’le ben “Bir çift turna gördüm” ve Nuri Sesigüzel’in “Kahverengi gözlerin” gibi türküleri dinliyorduk. Yıldıray Çınar’ın "Çarşamba’yı sel aldı" adındaki türküsü de en çok dinlediklerimiz arasında idi.

    Annemin dinledikleri türküler hep onu ağlatan türküler oluyordu. O en çok Yüksel Özkasap’ı dinliyordu. En çok dinlediği türküsü ise “Gurbet elde düştüm hasta” şarkısıydı. Annem defalarca hem dinler hem ağlardı. O şarkı başlar başlamaz annemin ağlayacağını bilirdik.

    Bizim de dinleye dinleye sözlerini ezberlediğimiz “Gurbet elde düştüm hasta” türkünün sözleri şöyleydi:

    Aman hasta düştüm gurbet elde

    Vallah su verenim yoktur aman anam anam

    Sılada annemin babamın haberi yoktur aman anam garip anam

    Sağdan sola dönemem valla ızdırabım pek çoktur aman anam garip anam

    Yetiş anam imdada valla yar beni harap etti

    Aman anam garip anam of of

    Aman doktorlar bana dedi

    Dön artık çaren yoktur aman aman anam

    Döneceğim doktor beyim billah takatim yoktur aman anam garip anam

    Gönder beni sılama valla gurbette kimsem yoktur aman aman garip anam

    Yetiş anam imdada vallah yar beni harap etti

    Aman anam garip anam of of of

    Bir de "Ayrı düşünce anladım" (Kıymetini Anam) türküsü de çok dinlenenler arasında idi:

    Ayrı düşünce anladım

    Anam senin kıymetini

    Çeke çeke ağlıyorum

    Anam senin hasretini

    Anam Anam garip anam

    Anam anam canım anam

    Kırdım ise affet anam

    Hakkını helal et anam

    Anam anam anam anam oy

    Her tarafım kara duman

    Ciğerimden gelir ak kan

    Yabancılar diyarında oy

    Gömüyorlar beni anam

    Süt verirdin gündüz gece

    Unuttum bak büyük büyünce

    Allah alma bu canımı

    Ben anamı görmeyince

    Bu türküleri dinlerken küçük yaşta olduğumuz halde gözlerimiz yaşarıyordu. Sadece annem değil istemesek de biz de çok üzülüyor ve duygulanıyorduk. Çünkü memleketten ve ailelerden çok uzakta olan bir yerde idik. Ve çok kısa bir zamanda Türkiye’ye dönecek gibi değildik.

    SÜRECEK

    Türkiye'den mektup aldık ve hemen cevap yazdık. Annem en çok Yüksel Özkasap'ın türkülerini dinliyordu. Okulda yerdeki ekmek kırıntılarını toplamamız garip karşılanıyordu.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS