Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Haklıyken haksızlığa uğramak

    OKULA gitmeyi gün geçtikçe sevmeye başladım. Ama İsmail ve Cemile’nin yaşları tutmadığı için onlar evde kalıyorlardı. Annem gündüzleri işte, babam da ‘afternoon shift’ çalıştığından ben dönünceye kadar evde bir süre tek başlarına kalıyorlardı. Eve varınca, annem işten gelinceye kadar birlikte oynuyorduk. Bazen de aç olduğumuzda birşeyler yemeye çalışıyorduk.

    Annem okulda yiyecek birşeyler alabilmem için bana çok miktarda bozuk para veriyordu. Her gün beş sente bir ‘Sunny-Boy’ alıyordum. İsmail ve Cemile’ye de şeker ya da çikolata alıp götürüyordum. Ama birçok zaman paradan bir sent dahi harcamadan tamamını eve götürüyordum. Ertesi gün ise tekrar okula taşıyordum.

    Bir gün teneffüste arkadaşlarımla ‘monkeybars’larda oynuyordum. Tersine dönerek daireler yapıyordum. Bir anda cebimdeki paraların kumlara düştüğünü farkettim. Düşen paraları sınıfımda olan bir erkek çocuğun toplayıp cebine attığını gördüm. Monkey-bars’dan inip paramı geri vermesini istedim. Çocuk paraları vermediği gibi ortadan kaçıp kayboluverdi. Bu duruma çok üzüldüm.

    Esasında üzüntüm paranın çalınmış olmasına değildi. Zaten para benim değildi. O para anneme aitti. O vermişti. Annem onları, elleriyle, hem de fabrikada çalışarak kazanmıßtı. O nedenle benim için kıymeti çok büyüktü. İşte o çocuk hiç de hakkı olmadığı halde annemin parasını çalmıştı.

    Kendi kendime de kızmıştım. Zira annem parayı bana vermişti. Dolayisiyle emanetini koruyamamıştım. Buna çok içerlemiştim.

    Teneffüs sonrası dönüğümüzde hergün olduğu gibi öğretmenimiz çocukları sınıfın ön tarafındaki yere oturttu. Ama benim gözüm parayı çalan o çocukta idi. Ona paraları geri vermesi için işaret diliyle birşeyler anlatmaya çalışıyordum. Ama o duymazlıktan geliyordu. İstemesini bile söyleyecek kadar İngilizcem yoktu. Eğer Akdere’de olsaydık Tombiş Ali ile o paraları ondan söke söke alırdık. Ama sınıfta yardımcı olabilecek başka hiçbir Türk çocuğu yoktu.

    Bir süre sonra hareketlerim, kitaptan hikaye okumakta olan öğretmenin dikkatini çekti. Öğretmen önce birşey demedi. Fakat ben paramı istedikçe çocuk arsız arsız gülümsüyor ama paramı vermiyordu. Olayın farkında olmayan öğretmen bunun üzerine sınıfta yaramazlık yapan çocuklara yaptığı gibi bana kara tahtada asılı bulunan tahta cetveli getirmemi söyledi. Kalkıp cetveli getirip öğretmene uzattım. Elimi açtım ve birkaç kez sertçe vurdu. Döndüm tekrar yerime oturdum. Çocuğa baktım. O yine sırıtarak kıskıs gülümsüyordu.

    Öğretmenin elime vurması acıtmadı. Ama haksızlığa uğramam beni kahretti. Yüreğim parçalanmıştı. Zira o para benim değildi. Annemin emanetiydi.

    Taşınmalar devam ediyor

    Annem ve babam evimizdeki eşyaları toplamaya başladılar. Babam başka bir eve taşınacağımızı söyledi. Ben de onlara yardım etmeye çalıştım. Bütün eşyamız birkaç kutu ve bohçaya sığdı. Bir taksiye bindik ve bizi eşyalarımızla birlikte Carlton’da Canning Street’deki bir eve götürdü.

    Taşındığımız ev birbirine bitişik olan bir teras eviydi. Dolayisiyle bir tek önünde ve bir de arka tarafında camı vardı. Ev başka bir yerinden gün ışığı almıyordu.

    Evde başka bir Türk ailesi de oturuyordu. Fakat çocukları bizden biraz büyüktüler. Onlar evin arka tarafında, biz de ön tarafındaki bir odada kalıyorduk. Evdeki banyo, tuvalet ve mutfağı ortaklaşa kullanıyorduk. Yemeklerimizi mutfakta hazırlıyor ama odamızda yiyorduk.

    Öteki ailenin televizyonu vardı. Ama annem bizi sıkı sıkı tembih etti. “Ben işten gelinceye kadar odadan çıkmayacaksınız” diye ikaz etti. Bir de “Buzdolabından hiçbir şey almayacaksınız” diye ekledi. Zira buzdolabında ‘fanta’ ve ‘cola’lar vardı.

    Babam, İsmail ve beni North Fitzroy’daki Alfred Crescent Primary School’a kaydettirmek için götürdü. Orada ben ikinci sınıfa, İsmail de birinci sınıfa kaydedildik. O okulda tamtamına bir gün okuduk. Çünkü ertesi gün bizi okula götüren olmadı. Bunun üzerine babam bizi evimize daha yakın olan Brunswick Road üzerindeki South Brunswick Primary School’a götürdü. Bu kez beni birinci sınıfa, İsmail’i de hazırlık sınıfına kaydettiler. Neticede bir günde bir sınıf geriden başlamış oldum.

    Televizyon aldık

    Babam General Motor’daki işine devam ediyordu. Hâlâ ‘afternoon shift’inde çalışıyordu. Bu nedenle İsmail ve ben babamı sadece haftasonlarında görebiliyorduk. Zira sabahları okula giderken o uykuda oluyordu. Okul sonrasında eve döndüğümüzde o işe gitmiş oluyordu. Tekrar işten eve geldiğinde biz yatmış oluyorduk. Haftasonuna kadar birbirimizi görmüyorduk.

    Annem North Fitzroy’da bulunan bir ayakkabı fabrikasında işe başladı. O işten gelinceye kadar odada bekliyorduk. Canımız çok sıkılıyordu. Evin arka tarafına gidip oradaki televizyona bakamıyorduk.

    Bir gün İsmail’le okuldan döndüğümüzde Cemile bize bir müjde verdi. “Abi babam televizyon aldı” dedi. Odamıza girdik, bir de baktık ki ortada bir televizyon var. Ama açmasını beceremedik. Annemin gelmesini heyecanla bekledik. Annem, diğer ailenin yardımı ile televizyonu açtı.

    O gece yatağın üzerine uzandık hep birlikte bir kovboy filmine baktık. Acaba bizim televizyonumuzdaki filmler diğer televizyondakilerle aynı mıydı? Her televizyon, tipine ve şekline göre farklı filmler mi gösteriyordu? Bizim televziyon güzel filmler gösterecek miydi? Bunu çözememiştim.

    Akdere’de kimsenin televizyonu yoktu. Ama onu duymuştum. Tombiş Ali bir defasında “Dayım Almanya’dan bize bir televizyon getirecek” demişti. Artık bizim de bir televizyonumuz vardı.

    O gece odadan hiç çıkmadık. Zaten hiç çıkmıyorduk. Akşama kadar televizyon seyrettik. Televizyon yatak odamızdaydı. Onunla aynı odada yatacaktık!

    SÜRECEK

    Kuzenim Osman Kuyruk'un 1968'de çekilen bir fotoğrafı. Avustralya'da 1970'lerin portakallı meşhur buzlu içeceği: Sunny-boy.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS