Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Arabalar, uzak diyarlar, okul ve cezalar

    YAŞADIĞIMIZ mahallelerin hiçbirinde Türk komşumuz olmadı. Konuşacak, birlikte oynayacak kimseler yoktu. Canımız gittikçe sıkılmaya başladı. Bense Ankara’yı ve özellikle de oradaki arkadaşlarımı özlüyordum. Şimdi onların hepsi küllükte oynuyordur. Tombiş Ali oradakilere muhakkak birşeyler anlatıyordur. Acaba benden hiç bahsediyorlar mıydı? Ben onları unutmadım ama onlar beni unuttular mıydı?

    Vakit geçirecek başka şeyler yapmak lazımdı. Ama uzak yerelere gidemiyorduk. Bu nedenle evimizin çevresindeki sokaklarda dolaşıyorduk. Bir gün arka taraflarda boş bir arsada terk edilmiş eski bir araba bulduk. Hergün oraya gidip o arabayla oynamaya başladık. Arabanın dışında ve içindeki bazı yerlerinde ‘Holden’ yazıyordu. Başka arabalarda da bu yazı vardı. Meşin koltukları sıcaktan kokuyordu. Eski de olsa, terk edilmiş de olsa, boş bir arabaya, hem de yetişkinlerin olmadığı bir zamanda binmek, tuhaf bir duygu veriyordu. İsmail’le sırayla direksiyona geçiyor ta Akdere’ye kadar sürüyorduk!

    Arabaya ilk defa Ankara’da binmiştim. Ama ondan önce otobüse çok defa binmişliğim olmuştu. Ankara’da ziyaretimize her gelişinde Hüseyin amcam beni alır Çorum’a götürürdü. Bunu adet edinmisti. Ben de alısmıstım.

    Çorum’a, oradan da Karacaören’deki köyümüze gitmeyi çok seviyordum. Ankara ve Çorum arası çok uzaktı. Yolculukta bazen, hele sıcaksa, bunaldığım olurdu. Otobüsler Sungurlu pazarının kenarında mola verirdi. Amcam pazardan bana üzüm, bazen de mevsimine göre elma ya da armut gibi meyveler alırdı. Onlardan yiyince hemen iyileşirdim. Çorum’a varınca Hüseyin amcam beni en büyük amcam olan Hasan amcama teslim ederdi. Hasan amcam da beni en az Hüseyin amcam kadar severdi. O da beni alır köyümüze götürürdü. Orada Fadik ebemle, kerpiçten yapılmıs küçük evinde kalırdım. Ebem beni gördüğünde çok sevinirdi. Fakat hemen babamı sorardı. Ardından “Ahmet’im” diye ağlamaya başlardı. “Gurbet, gurbet, bu hasret ne zaman bitecek” diye çok duygulu türküler söylerdi. Çok ağlardı ve onun o hali beni de ağlatırdı. Ebem, köyden ayrılıncaya kadar beni yanından pek ayırmazdı.

    Köyde halaoğlum Gazi ve emmioğlum Yusuf’la çobanlık yapardık. Onlar benden biraz büyüktüler. Hanım halam bize erzak hazırlardı. Çökelek ya da pekmezi katık yaparak yufka ekmekten dürüm yapardı. Sonra onu bir yazmasına sarıp boynumuza asardı.

    Malları ‘aşağı derede’ güderdik. Havanın sıcak olduğu günlerde çayın önüne büyük taşlar koyarak suyun yükselmesini sağlardık. Su yükselirken azığımızı yerdik. Sonra da soyunur anadan üryan suda oynardık.

    Köye tekrar dönmek garip bir duygu verirdi. Köyün çocukları hep ßehri merak ediyorlardı. Bana hep Ankara’yı, Akdere’yi soruyorlardı. Ah şimdi gitsem de Avustralya’daki gördüklerimi bir anlatsam! Avustralya’da araba ile oynuyorduk. Hem de direksiyonlu tarafına biniyorduk. Üstelik kimse de birsey demiyordu. Bu araba simdi bizim Saman Bağları’ndaki küllükte olacaktı! Onunla ta köyümüze kadar giderdik!

    Araba ile bir süre bu sekilde oynadıktan sonra annem isten gelmeden eve dönüyorduk.

    Evimizde bir ocak ve bir buzdolabının dısında hiçbir şeyimiz yoktu. Televizyon da yoktu. Zaten Ankara’dayken de yoktu. Ama orada hiç olmasa mahalleli arkadaşlarım vardı. Tombiş Ali, Hakan ve Adem vardı. Ama şimdi ise biz bizeydik. Bir yere çıkmıyorduk. Kimseyi tanımıyorduk. Nerede yaşadığımızı dahi bilmiyorduk.

    Anneme “Ankara’ya ne zaman döneceğiz?” diye sormaya başladım. Annem hiçbir cevap vermiyordu. Bu soruyu ne zaman sorsam hemen gözyaşı dökmeye başlıyordu. Annemin bu kadar ağladığını hatırlamıyordum. Ondan sonra bu soruyu bir daha sormadım.

    Okula başladım

    1970 yılı başladı ve ‘holiday’ler bitti. Nihayet okullar açılacaktı. Ben hem heyecanlı hem de sevinçli idim. Zira ben de okula gidecektim. Hem de ilk defa öğrenci olacaktım.

    O günlerde Mehmet amcam bize uğradı. “Viktorya marketinden Kâzım’a okul çantası aldım” dedi. Bunu duyunca havalara uçtum zira elbise dışında ilk defa bana ait birşeyim olacaktı. Çantamı çok sevmiştim. Onu da muhakkak bu gece yatağımın ucunda tutacaktım. Güzel bir kokusu vardı. Rengi de maviydi.

    Annem “Önlük için ne yapacağız?” diye sordu. Mehmet amcam “Önlüğe gerek yok, çünkü burada önlük giymiyor talebeler” dedi.

    Okula ilk gün babamla gittim. Uzun bir aradan sonra ilk defa birçok çocuğu bir arada gördüm. Okul Abbotsford’da idi. Orada önce bir odaya gittik. Odada Türkçe konuşan biri bize yardımcı oldu. Kadın birşeyler soruyor, babam da cevap veriyordu. Daha sonra beni sınıfıma götürdüler. Ama kaçıncı sınıfta olduğumu bilmiyordum. Kadın öğretmen bir şeyler anlatıyordu ama ben hiçbir ßey anlamıyordum. Sınıfımda başka bir Türk çocuğu yoktu.

    Zil çaldı ve bütün çocuklar avluya çıktı. Orada bir kaç çocukla tanıştım. Türk çocukları elbiselerinden tanınıyordu zira çoğu bayramlıklarını giyiyordu. Onları görünce sevindim. Teneffüste hep onlarla oynamak istiyordum.

    Sınıfta birkaç öğrenciyle birlikte bizi arada bir başka bir sınıfa götürüyorlardı. Okulun en üst katında, tek başına bulunan bir odaya. Orada çok yaşlı bir kadın öğretmen bize İngilizce dersi veriyordu. Hergün renkli ve değişik boyda olan on kadar renkli blokla ders yapıyorduk. Renklerin isimlerini ve sayılarını öğreniyorduk. Öğretmen renkleri gösteriyor adını söylememi istiyordu. Ama hiçbirinin adını bilmiyordum. Bunun üzerine yaşlı öğretmen çok sinirleniyor kulağımı koparırcasına çekiyordu. Kulağımı çok acıtıyordu. Ama ne kadar uğraşsam da blokların adlarını bilmiyordum. Çünkü onları ilk defa görüyordum.

    O sınıfa korku ile gitmeye başladım. Ama ne sınıfta ne de evde kimseye birşey diyemiyordum. Yaşlı kadın öğretmen hergün öfke ile birşeyler söylüyordu ama dediklerinden hiçbir anlamıyordum.

    Ta ki bir gün...

    SÜRECEK

    Melbourne'da ilk defa okula gittiğim, Richmond'daki Abbotsford Primary School.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS