Özel Sayfa herkese
açık. Bu bölümde
sizden gelenlere de
yer vereceğiz.
Anı, fotoğraf, ilginç
bulduğunuz haber ve yazıları
editor@turkishreport.com.au
adresine gönderebilirsiniz.
  • 13 Nisan 2024 Cumartesi
  • Avustralya’nın Türkçe sesi
  • Menü Simge

    ANI

    ÖNCEKİLER

    Bitmeyen yolculuk

    UÇAĞA ilk kez binmenin vermiş olduğu heyecanın yerini sakinleşme aldı. Herkesin kemeri takılı idi. Artık uçuşa geçme zamanı gelmişti. Evet Avustralya’ya gidecektik. Hem de uçakla. Gökyüzüne çıkacaktık. Gökte kuşların bile ulaşamadığı yerlere ulaşacaktık. Uçak önce yavaşça hareket etti. Cemile birden “Uçmaya başladık” dedi. İsmail ona, “Daha başlamadı. Bak hâlâ yerdeyiz” diye cevap verdi. Cemile babama dönerek “Uçmaya başladık değil mi baba?” dedi. Babam her zaman olduğu gibi “Tabii, kızım, tabi” dedi. Bunun üzerine ˆsmail bir kat daha sinirlenerek “İşte bak uçmuyoruz” dedi.

    Uçak bir süre ilerledikten sonra bir müddet durdu. Hostesler de koltuklara oturdu. Ayakta kimse kalmadı. Bir sessizlik hakimdi. Derken aniden çok yüksek ve gürültülü bir ses koptu. Yüksekti ama hoş bir sesti. Ardından uçak hızlanmaya başladı. Kimseden ses çıkmıyordu. Ama bazı insanlar dua okuyordu. Uçak birden havalanmaya başladı. Bu çok müthiş bir olaydı. Annem “Dışarı bakmayın” dedi. Ama ben bakıyordum. Dışarıdakiler küçülmeye başladı. Bir dakika içinde herşey karınca gibi oldu. Arkalarda oturan birisi “Bulutların arasından geçiyoruz” dedi. Bulutlar bayram yerindeki pamuk şekeri gibiydi. Sadece rengi beyazdı.

    Evet bulutlara çıktık. Olacak gibi değildi. Bunu Akdere’nin çocuklarına anlatırken nasıl inandıracaktım? Hele köydekiler asla inanmayacaklardı.

    Aşağıya baktım ama birşey göremedim. Hiç birşey açık seçik görünmüyordu. Babam “Çok yükseklerdeyiz” dedi. Bizi yolcu etmeye gelen Mehmet ve Hüseyin amcamı düşündüm. Acaba onlar hâlâ havaalanında bekliyorlar mıydı?

    Yolculardaki o ilk şaşkınlıklar kaybolmaya başladı. Bazılarının yüzünde mutluluk, bazılarında ise üzüntü vardı. Herkes Avustralya yolcusu idi. Aralarında okula giden ve gitmeyen çocuklar da vardı. Arkadaki koltukta çok konuşan ver herşeyi bilen bir amca vardı. “İlk Türk kafilesi Avustralya’ya bizden tam bir yıl önce, 1968 yılında gitti” dedi.

    Hostesler yemek dağıtmaya başladılar. Bizim Cemile kemerini çıkararak “Babama gitmek istiyorum” dedi. Tam o sırada yemek dağıtımı yapan erkek bir hostesle çarpıştı. Hostes elindeki yemek tepsilerini bir kenara atıp Cemile’ye sarıldı. Yemek tepsileri sağa sola düştü. Hostes Cemile’ye kızacak sandım. Ama hiç kızmadı. Aldı onu tekrar yerine oturttu.

    Yemekler anneminkilere, hele köydekilere hiç benzemiyordu. Ama biz üç kardeş yine de hepsinden yedik. Yemekler farklıydı ama hoşumuza gitmişti. Avustralya’nın yemekleri hep böyle miydi? Böyle ise hiç de fena değildi. İçinde alışmadığımız şekilde pişmiş yiyecekler vardı. İçecekler de değişikti.

    Yemek saati bitmişti ama biz hâlâ uçuyorduk. Aradan saatler geçtmişti. Artık dışarısı kararmaya başlamıştı. Otobüse binseydik şimdiye kadar Çorum’a varmış olmalıydık.

    Pakistan’da ikmal

    Tam da uçmaktan sıkılmaya başladığımızda bir anons yapıldı. Herşeyi bilen amca “İkmal için uçuşa ara verilecek” dedi. ‘İkmal’ kelimesini ilk defa duymuştum ama onun ne olduğunu bilmiyordum. Fakat Tombiş Ali olsaydı muhakkak bilirdi. Zira, herşeyi bilen amca gibi o da herßeyi biliyordu.

    Yere indiğimizde “Herkes uçaktan inecek” diye anons yapıldı. Uçağın dışına çıktığımızda hava çok mu çok sıcaktı. Gece olmasına rağmen ortalık adeta alev alev yanıyordu. Akdere’deki fırının kapağı açıldığında dışarı fışkıran sıcaklık gibiydi.

    Herkesi otobüslere bindirdiler ve yine bir salona götürdüler. Orada bir süre bekledik. Ufak çocuklar anne ve babalarının kucağında uyuyorlardı. Abi ve abla yaşındakiler ise onlara yaslanıyorlardı. Bazıları ise yere serpilmişti. Uçmaktan artık herkes yorgundu.

    Bulunduğumuz yer neresidir diye merak ettim ama o çok konuşan amca zaten cevap veriyordu. “Burası Avustralya değil, Pakistan” dedi, “Pakistanlılar da Müslüman.”

    Salonda birçok adam vardı. Demek ki bunlar Pakistanlıymış. Hepsi esmer tenli ve siyah saçlıydı. Mahalleden bizim Hasan’a benziyorlardı. Pakistanlılar’ın konuşmaları anlaşılmıyordu. Demek ki onlar da İngilizce konuşuyordu. Türkler’in dışında herkes İngilizce mi konuşuyordu?

    Bir adam çıktı tekrar uçağa döneceğimizi söyledi. Uçağa binme heyecanının yerini artık bir sıkıntı almıştı. Yine de o kalabalık yerden uçağa dönmek rahatlık verdi. Uçaktakiler artık bir aile gibi olmuştu. Herkes birbirine memleketini soruyordu. “Sen nerelisin?” sorusuna Çorum, Yozgat, Amasya, Ankara, Kırıkkale ve Kırşehir en çok adı geçen yerlerdi. “Nerelisin?” den sonra “Askerliği nerede yaptın?” en çok sorulan ikinci soruydu.

    Uçak tekrar havalandı. Artık ne de olsa bir alışkanlık vardı. Zira ilki kadar heyecanlanmamıştık.

    Hostesler camdaki perdeleri tek tek indirdiler. Az sonra ışıklar söndürüldü. Yolculardan uyuyanlar oldu. Ben perdeyi birazca açarak dışarıyı seyrettim. Sadece uçağın kanadı görünüyordu. Başka hiçbir şey yoktu. Birden bana da uyku bastı. Bir süre sonra uyandığımda uçak hâlâ uçuyordu. Karanlıktı, yolcularda bir sessizlik hakimdi. Artık herkes uyuyordu. Dışarıya bakmaya devam ettim. Akşamları göğe bakınca bir ay ve bir de yıldızlar vardı. Demek biz onların arasında bir yerde uçuyorduk. Hem de ayaklarımız yerden kesik bir şekilde. Nereye doğru gidiyoruz belli değildi. Daha ne kadar daha gideceğimizi bilen yoktu.

    Uyandığımda güneş tekrar çıkmıştı. Yere bakmak istedim. Ama hiçbir şey göremedim. Sadece masmavi halı gibi birşey görünüyordu. Babama “Burası nedir, neredeyiz?” diye sordum. Babam “Okyanusun üzerinde uçuyoruz” dedi.

    Okyanus, büyük deniz demekmiş. Denizi ilk defa görüyordum. O da havadan. Bu ne kadar suydu aman Allah’ım! Ucu bucağı görünmüyordu. Biz daha ne kadar uçacaktık? Çorum’a giden otobüs şimdiye kadar geri dönmüştü.

    Uçak bizi ne zaman Avustralya’ya ulaştıracaktı? Orası ne kadar uzak bir yerdi? Bir yandan bunları düşünüyor bir yandan da karanlıkta meçhule doğru uçakla yol alıyorduk.

    SÜRECEK

    Türkiye'den yeni gelen göçmenleri Avustralya'ya daha önce gelmiş Türkler karşıladı.

    ÖNCEKİLER

    Okulumuzu Ruslar mı yaktı?

    İsa’nın yüzünden başıma gelenler

    MCG’de maça gittik

    DİĞER BÖLÜMLER

    ÖZEL SAYFA

    ANKET

    EDİTÖRE GELENLER

    MAVİ SAYFA

    SÖZLÜK

    CRIME STOPPERS